PAYAME NOOR ÜNİVERSİTESİ DİPLOMA DENKLİK SORUNU NEDİR?

2025 yılında Yükseköğretim Kurulu tarafından alınan kararla, Payame Noor Üniversitesi’nden alınan diplomalar bakımından düzenlenmiş denklik belgeleri iptal edilirken, yeni başvurulara ise red kararları tebliğ edilmektedir.   

 

YÖK, denklik işlemlerini yaptıktan yıllar sonra Payame Noor Üniversitesi’nden gelen diplomaların eğitim türlerini açık öğretim olarak değiştirmiştir. Bu doğrultuda denklik belgesi bulunan kişiler ile başvuru sahibi kişiler hakkında Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma ve Denklik Yönetmeliği’nin 7/6-b maddesi uyarınca ret kararları tesis etmeye başlamıştır.  

 

Fakat belirtmemiz gerekir ki YÖK tarafından gönderilen üst yazılarda yönetmeliğin 7/6-b maddesi dışında bir açıklama yahut gerekçe bulunmamaktadır. Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma ve Denklik Yönetmeliği’nin 7/6-b maddesi şu şekildedir;


“b) İlgililerin, uzaktan öğretim kapsamı dışında kalan açık öğretim ve dışarıdan eğitim gibi devam zorunluluğu bulunmayan bir eğitim-öğretim süreci sonunda aldıkları diplomalara ilişkin denklik başvuruları gerekçesi belirtilmek suretiyle reddedilir.”

 

Hal böyleyken birçok kişinin kazanılmış haklarının ve hukuki güvenliklerin ihlal edildiği YÖK kararının hukuka aykırı sonuçlarına ilişkin idari işlemlerin iptali amacıyla yargı yoluna başvurulması zorunluluğu doğmuştur. Bu yazıda söz konusu denklik hakkının iptalini birkaç temel başlıkta ele almayı amaçlıyoruz. Elbette yargı yoluna başvurulurken, dava konusu olacak her bir işlemin burada ele alamayacağımız özel durumları da söz konusu olabilecektir. 

 

KAZANILMIŞ HAKKA SAYGI VE İDARİ İSTİKRAR İLKESİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRME

Yukarıda bahsedilen karar, mevcut denklik belgelerinin iptali ve halihazırda yapılan denklik başvuruların iptali gibi farklı mağduriyetlere sebep olmaktadır. Bu yazıda öncelikle verilmiş olan denklik belgelerinin iptali hususunda kazanılmış hakkın hukuki durumunu sorgulayacağız.  


Bilindiği üzere söz konusu denklik belgeleri verilirken de YÖK tarafından çeşitli kriterler incelenerek verilmiştir. Yıllar sonrasında bu belgelerin iptali, denklik kullanma hakkının kazanılmış hak kapsamında korunması gerekliliğini gündeme getirmektedir. Hukuk kurallarına uygun yapılmış işlemleri ve yaratılan hukuki durumları, daha sonra anılan kararla tartışmalı hale getirmek hukuktan beklenen güvenlikle bağdaşmamaktadır. 

 

Hukuki olarak bir idari işlemin geri alınması hususunda öncelikle işlemin hukuka uygunluğu sorgulanmaktadır. Fakat bu idari işlemin hak doğurucu bir işlem olması; geri alınmasına ilişkin sınırlar çizecektir. Yerleşik içtihatlarda da yer aldığı gibi söz konusu idari işlemin, hak yani “sübjektif bazı tesir ve neticeler” doğurması; idari işleme hukuka aykırı olmasının yanında önemli bir sınır getirir. Hak doğuran bir idari işlemin geri alınabilmesi için ancak bazı istisnalar aranmaktadır. Bunlar; idarenin açık hatası, ilgilinin hilesi ve yokluk halleridir. 

 

Hukuka aykırı işlemlerden kaynaklanan geri alma hâlinde, ilgili kişinin herhangi bir hilesi bulunmuyorsa, geri alma işlemi ancak dava açma süresi içinde gerçekleştirilebilir. Fakat geri almanın süresi bakımından; mutlaka dava açma süresiyle sınırlı olmadığı, somut olayın koşullarına göre belirlenecek makul bir zaman dilimi içinde de idari işlemin geri alınabileceği konusunda içtihatlar farklılık göstermektedir. Danıştay’ın içtihatları incelendiğinde; bazı alanlarda dava açma süresi esas alınırken, bunun dışındaki durumlarda makul süre yaklaşımının benimsendiği görülmektedir. Ağır hukuka aykırılık halleri olarak nitelenen açık hata, ilgilinin hilesi ve yokluk hallerinde ise hiçbir süreye bağlı kalmaksızın idari işlemin geri alınabileceği yerleşik içtihatlarla kabul edilmektedir.


Nitekim Danıştay 11. Dairesi 2008/5396 E. 2010/9432 K. sayılı kararında: “Olayda, davacının vazife malulü olduğu yönündeki kararın, mevzuat hükümlerinin yanlış yorumlandığından bahisle geri alındığı dikkate alındığında, idarenin açık hataya düştüğünden söz edilemeyeceği gibi, davacının vazife malulü sayılarak emekli edilmesi aşamasında gerçek dışı bir beyanının ve hilesinin olmadığı da açıktır. 

 

Bu durumda, idarenin sakat işlemini ancak dava açma süresi içinde geri alabileceği, dava açma süresi geçtikten sonra vazife malulü olduğu yönündeki kararın idari istikrar ve kazanılmış hak ilkesi gereği korunması gerektiği sonucuna varıldığından, söz konusu kararın, davacının emekliye sevk edildiği tarihten itibaren 10 ay geçtikten sonra iptal edilmesine ilişkin kararda ve bu kararın iptali istemiyle açılan davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” değerlendirmelerinde bulunmuştur.


Yine Danıştay 10. Dairesi 2003/4745 E. 2005/2591 K. sayılı kararında “Diğer taraftan, mevzuat hükmünün yoruma ihtiyaç göstermeyecek kadar açık olduğu, idare edenlerin kasıt ya da ihmal içinde olmadıkları sürece, hükmü uygularken hataya düşmelerinin beklenemeyeceği hallerde, maddi olaya ve mevzuatın açık hükmüne aykırı davranılmış ve bu durum da işlemi yok denilecek kadar sakatlamış ise, idarenin açık hatasından söz edilebilir.

 

Uyuşmazlık konusu olayda, davacının gümrük idaresinde çalıştığı sürenin 10 yılın üzerinde olduğunda ve bu sürenin bir bölümünün baş memurluktan daha üst görevlerde geçtiğinde çekişme yoktur. Bu sürenin, bilfi il gümrük idarelerinde gümrük mevzuatı uygulanarak işlem yapılan birimlerde geçmesi gerektiği hususu ise, yasa kuralının “amaç” yönünden yorumlanması suretiyle ulaşılan bir sonuçtur.

 

Yukarıdaki değerlendirmelere göre, gümrük komisyoncu karnesinin düzenlendiği aşamada, davacının gerçek dışı beyanı ve hilesi söz konusu olmadığı gibi, idarenin işlemin dayanağı yasa kuralını uygularken açık hataya düştüğünden de söz edilemeyeceğinden, davacının elde ettiği hakkın; hukuka uygun olarak elde edilmiş bir hak olarak kabulü ile, kazanılmış hak ve idari istikrar ilkesi uyarınca korunması gerekmektedir.” değerlendirmelerinde bulunmuştur.


YÖK tarafından, Payame Noor Üniversitesi’nden alınan diplomalar bakımından düzenlenen denklik belgeleri verilirken, işlemin idarenin açık hatasına dayanarak tesis edilmiş olabileceği ileri sürülebilir. Burada açık hata kavramının nasıl tanımlandığına dikkatle bakmak gereklidir. Yukarıdaki kararlarda da tanımlandığı üzere açık hatanın varlığı; mevzuatın yoruma ihtiyaç duyulamayacak kadar açık olduğu ve herhangi bir araştırmaya ve incelemeye gerek bulunmayan hallerde yapılan hatalar ya da ilgilisinin dahi fark edebileceği nitelikte açık hukuka aykırılıkların var olduğu durumlarda kabul edilebilir. Dolayısıyla YÖK’ün birden fazla kriteri inceleyerek verdiği denklik belgelerinin, iptal ile geri alınması işleminin açık hataya dayalı olarak tesis edildiği bir durum söz konusu olmadığı bizce açıktır.

   

Haliyle denklik hakkının kazanılmasında, ilgilinin herhangi bir hilesi veya yanıltıcı beyanı bulunmadığından ve denklik belgesi verilmesi işlemi idarenin açık hatasına dayalı olarak tesis edilmediğinden; denklik belgesinin geri alınması için kabul edilebilecek makul süre 60 günlük idari dava açma süresidir. Bu süre geçtikten sonra, ilgili kişinin örgün eğitim şartını sağlamadığı gerekçesiyle denklik belgesinin geri alınması hukuka aykırıdır. 

 

Yukarıda ayrıntılarıyla açıkladığımız tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde, kişilerin yıllar önce verilen denklik belgelerine güvenerek hareket etmiş olmaları beklenir ve bu beklenti hukuki güvenlik ilkesi ile de korunmalıdır. Öte yandan ise yalnızca denklik sahibi olan kişiler için değil aynı zamanda denklik başvurusu yapan kişiler de iş, aile ve sosyal hayatını buna göre planlayacağından haklı beklenti içerisinde hareket ettikleri ve bu durumun hukuk tarafından korunması gerektiği açıktır. 

 

MÜNFERİDEN ARAŞTIRMA İLKESİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRME 

Yukarıda kazanılmış hak bağlamında denklik belgelerinin iptalini ele alsak da; bir diğer büyük sorun ise devam eden denklik başvurularında toplu şekilde ret kararları verilmesidir. 

Kişiye özel ve objektif bir inceleme yapılmadan toplu şekilde; ret karaları verilmesi veya denklik belgelerinin geri alınması hukuka aykırılık teşkil ederken münferiden araştırma ilkesini de ihlal etmektedir. 

 

Nitekim Yükseköğretim Kurulu’nun Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma ve Denklik Yönetmeliği ile Türkiye’nin taraf olduğu Lizbon Tanıma Sözleşmesi uyarınca; her bir denklik başvurusunun dosya bazında ve münferiden incelenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede YÖK tarafından denklik başvurusunun reddi yahut denklik belgesinin geri alınması için; denklik talebine konu eğitimin, Türkiye’de aynı alanda verilen eğitimden içerik, süre ve yeterlilik yönlerinden esaslı ölçüde farklı olduğunun, herhangi bir varsayıma yer vermeyecek biçimde somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulması gerekmektedir. Bu hususun da yargıya başvuru süreçlerinde bizce mutlaka vurgulanması gerekmekte ve münferiden inceleme yükümlülüğü hatırlatılmalıdır. 

 

EĞİTİMİN TÜRÜ TARTIŞMASI

Yukarıda açıkladığımız üzere tartışmalı konulardan biri de eğitim türüdür. YÖK, Payame Noor Üniversitesi’nden gelen diplomaların eğitim türlerini açık öğretim olarak değiştirmiş ve bu hususu iptale gerekçe olarak göstermiştir.  

 

Öncelikle eğitimini Payame Noor Üniversitesi’nden alan ve fakat örgün şekilde öğrenim gören kişilere, toptancı bir yaklaşımla mağduriyet yaşatılmaktadır. Bu durumda olan kişilere önerimiz, örgün eğitim görüldüğüne ilişkin okuldan açıklayıcı bir yazı alınmasını ve mahkemeye sunulması olacaktır. Yine yargıya başvuru durumunda, YÖK’ün denklik başvuru dosyasındaki eğitim türüne ilişkin yazışmaların mutlaka mahkemeden celbi istenmelidir.   

 

Öte yandan alınan eğitim örgün değilse bile, Türkiye’deki açık öğretime karşılık gelip gelmeyeceği tartışılmalıdır. Nitekim YÖK’ün, hukuki belirlilik ilkesi gereği yurt dışında olan ancak Türkiye’de olmayan eğitim türlerinin hepsini açık öğretim sayarak işlem tesis etmesi hukuka aykırıdır. YÖK’ün her başvuru özelinde başvuruya konu ülkedeki eğitimin, Türkiye’deki açık öğretimin eşdeğeri olup olmadığı hususunu incelemesi gerekmektedir. Gerekli inceleme ve gerekçelendirme yapılmadan verilen karalar, eksik incelemeye dayalı hatalı kararlar olup hukuki başvurularda bu husus da kullanılabilecektir.


TANIMA BELGESİNİN NİTELİĞİ


Sık sorulan sorulardan biri ise tanıma belgesi bulunmasının, denklik belgesine nasıl etki edeceğidir. YÖK’ün tanıma belgesinin bulunması tek başına denklik belgesi verilmesi için yeterli değildir. Özetle tanıma, denklik için gerekli ama yeterli değildir. Fakat tanıma belgesinin bulunması da kişinin denklik yönünden haklı beklentisine yol açacağından bizce bu açıdan hukuki başvurularda kullanılabilecektir. 


Av. Eylül EVREN