Telefon: +90 530 564 70 13
Osmanağa Mah. Gençlİk Sk. No:1 Örmen Çelİk İş Hanı D:7 Kadıköy, İstanbul
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Ortak Hükümler bölümü altında 152. maddede “Hakkın tüketilmesi” düzenlenmiştir. Bu makale SMK’nin 152. madde hükmünü sadece marka hukuku yönünden değerlendirmektedir.
SMK MD. 152
Hakkın Tüketilmesi
(1) Sınai mülkiyet hakkı korumasına konu ürünlerin, hak sahibi veya onun izni ile üçüncü kişiler tarafından piyasaya sunulmasından sonra bu ürünlerle ilgili fiiller hakkın kapsamı dışında kalır.
Anılan kanun hükmü uyarınca, marka sahibi tarafından; markayı taşıyan malın piyasaya sunulmasıyla beraber marka hakkı bakımından tükenme ilkesi ortaya çıkmaktadır. Bu makale marka hakkının tükenmesini, şartlarını ve istisnalarını konu edinecektir.
MARKA HAKKININ TÜKENMESİ NEDİR?
Marka hakkının tükenmesi; bir ürün ilk kez piyasaya sunulduktan sonra, o ürünün ikinci ve sonraki satışlarına marka sahibinin engel olamaması demektir. Marka sahibi veya onun izniyle piyasaya sürülen bir ürünün, piyasadaki serbest dolaşımını engellenemez.
Örneğin, marka sahibi tarafından bir toptancıya satılarak piyasaya sunulan markalı ürünlerin, toptancı tarafından üçüncü kişilere ve nihayetinde tüketicilere yeniden satılması, kural olarak marka hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Aksi kabul, piyasaya hukuka uygun şekilde sunulmuş ürünlerin serbest dolaşımının marka hakkı ileri sürülerek sınırsız biçimde engellenmesi sonucunu doğuracaktır.
Önemle belirtmemiz gerekir ki marka hakkının tükenmesi, marka sahibinin marka üzerindeki hakkını tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Yalnızca bu hakkın kullanılması bakımından belirli bir sınırlandırma getirmektedir. Söz konusu sınırlamanın temelinde yukarıda verilen örnekten de anlaşılacağı üzere; ticari hayatın ve piyasanın sağlıklı şekilde işlemesinin sağlanması, malların piyasada serbestçe dolaşımının güvence altına alınması ve marka sahibine tanınan hakkın kötüye kullanılmasının önlenmesi bulunmaktadır.
MARKA HAKKININ TÜKENMESİNİN KAPSAMI
Tükenme ilkesi, sadece piyasaya sunulan markaya ait ilgili ürünü kapsamaktadır. Markaya ait tüm ürünler için tükenme ilkesi geçerli değildir. Başka bir ifadeyle, tükenme ilkesi ürün bazında uygulanmakta olup markanın kendisine yönelik genel ve sınırsız bir tükenmeden söz edilemez.
MARKA HAKKININ TÜKENMESİNİN ŞARTLARI
Marka hakkının tükenmesinin varlığından söz edebilmek için SMK’da düzenlenen 152. madde kapsamındaki şartların varlığı zorunludur. Bu şartları şöyle özetleyebiliriz:
Tükenme ilkesinin uygulanabilmesi için öncelikle marka hakkının hukuken korunabilir nitelikte ve tescilli bir marka hakkına dayanması gerekmektedir. Tükenme, marka sahibine tanınan münhasır hakların kullanım alanını sınırlandıran bir ilke olduğundan, öncelikle geçerli bir marka hakkının mevcut olması gerekir.
Tükenme ilkesinin uygulanabilmesi için markayı taşıyan ürünün, marka sahibi tarafından veya marka sahibinin izniyle üçüncü bir kişi tarafından piyasaya sunulmuş olması gerekir. Dolayısıyla, ürünün marka sahibinin iradesi ve kontrolü dışında piyasaya çıkmış olması hâlinde kural olarak tükenme ilkesinden söz edilemez.
Piyasaya sunulan ürünün, satış ve dağıtımı sırasında orijinal niteliğinin, ürün özelliklerinin ve marka ile ilişkilendirilen kalite ve güven unsurlarının korunması gerekmektedir. Ürünün niteliğinin değiştirilmesi, bozulması veya markanın temel işlevlerini zedeleyecek şekilde piyasaya sunulması hâlinde, marka sahibi söz konusu satışa itiraz edebilir.
PARALEL İTHALAT NEDİR?
Paralel ithalat, marka sahibinin veya onun izni ile bir başkasının belirli bir ülkede piyasaya sunduğu orijinal markalı ürünlerin, üçüncü kişiler tarafından satın alınarak yasal prosedürüne uygun olarak o ülkeye ithal edilip satılmasıdır. Bir diğer deyişle, yetkili satıcı ve dağıtım sisteminin dışında meydana gelen ticarettir.
Paralel ithalat kavramı, yasal mevzuatımızda doğrudan tanımlanmamış olup; hem öğretide yapılan tartışmalar hem de Yargıtay’ın önüne giden uyuşmazlıklar doğrultusunda tanımlanmıştır.
SMK kapsamında marka hakkı bakımından uluslararası tükenmesi ilkesi benimsenmesi sebebiyle, paralel ithalat bir marka hakkının ihlali sayılmamaktadır. Ancak paralel ithalatın marka ihlali sayılmaması için; marka ürünün ithal edildiği ülkede piyasaya sunulmuş olması, ithal edilen ürünün orijinalliğin korunması ve yasal yollarla ithal edilmesi gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 10/07/2018 tarih 2016/11969 E. 2018/2059 K. sayılı kararında; “Her şeyden önce 556 KHK’nin 13. maddesi uyarınca, hukuka uygun şekilde piyasaya sürülen markalı mallar üzerinde marka sahibinin hakkı; tükenmiş olup hak sahibi bu malların paralel ithalat yoluyla sokulmasına engel olamayacaktır.” değerlendirmelerinde bulunmuştur.
Yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 06/01/2014 tarihli 2013/10702 E. 2014/85 K. sayılı kararında: “Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; markalı bir ürünün marka sahibi ya da onun izni ile münhasır lisans sahibi tarafından piyasaya sürüldüğünde hakkın tüketilmiş olduğu, marka sahibi için markayı taşıyan malın sonraki satışlarına müdahale etme hakkının ortadan kalktığı, davalının ithale konu ve başka bir ülkede orijinal olarak üretilen ve dünyanın pek çok ülkesine pazarlanan malları anayasal bir hak olan ticaret serbestisi içinde yurt dışından ithal etmesi eyleminde marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet eyleminin oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.” değerlendirmelerinde bulunarak yerel mahkemenin kararını onamıştır.
Dahası Yargıtay, marka sahibi ile Türkiye’deki tek satıcı firma arasındaki tek satıcılık sözleşmesinin, paralel ithalatı yasaklama hakkının bulunmadığına da hükmetmiştir. Bu hususta Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 25/11/2025 tarih 2025/1706 E. 2025/7020 K. sayılı kararında: “Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile […]” markasının Türk Patent ve Marka Kurumunda […] sicil numarası ile 12. ve 17. emtia sınıflarında davacı […] adına 03.10.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle tescil olunduğu,[…]’in (“davacı […]”) araç lastikleri üzerindeki marka kullanım hakkını ve tek satıcılık yetkisini Türkiye’de mukim diğer davacı […] Gayrimenkul Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne (“davacı […]”) verdiğine ilişkin tek satıcılık sözleşmesinin dosyaya sunulduğu, İzmir C. Başsavcılığının 2018/128326 sor nolu soruşturma dosyasında ” […]eşyaların paralel ithalat yoluyla ithal edilmiş eşyalar olduğunu, Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 29.09.2015 tarih ve2015/4899-4748 ve aynı dairenin 12.04.2016 tarih ve 2015/169 62[…] /14989 karar sayılı kararlarında ve Yargıtay 11. Hukuk dairesinin 09.10.2013 tarih ve 2013/511-17452 sayılı kararında da belirtildiği üzere orijinal ürünlerin paralel ithalat yoluyla Gümrük Mevzuatına uygun olarak ithal edip satma eyleminin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmaması ” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, davaya konu işbu ürünlerin tamamının orijinal olduğunun belirtildiği, paralel ithalat, yurt dışında marka sahibi veya onun rızasıyla piyasa sunulmuş bulunan ve yurt içinde de halen alınıp satılan malların aynısının, marka sahibinin izni dışında ve tek satıcı veya distribütörden başka 3. kişilerce yurt dışındaki bir piyasadan temin edilip Türkiye’ye ithal edilmesi şeklinde olduğu, öyle ki, markalı orijinal ürünlerin Türkiye’ye ithal edilmesi halinde, Türkiye’de tescilli markası bulunan kişinin, hatta markanın gerçek hak sahibi olan sağlayıcının marka ve/veya gerçek hak sahipliği haklarına dayalı olarak söz konusu ithalatı önleyemeyeceği, bir diğer anlatımla, markalı ürünün bizzat sahibi ya da Türkiye’deki yetkili satıcısının, orijinal markalı ürünleri ithal edip pazarlayan kişi ve şirketleri engellemeyeceği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 16.04.20 15[…] /15689 E. 2015/5363 K. sayılı kararı ile 26.03.2009 tarihli 2007/8735 E. 2009/3615 K. sayılı ilamında; markayı taşıyan orijinal malların, tek satıcı firmanın izin ve bilgisi dışından yurt dışından Türkiye’ye ithalatı marka hakkına tecavüz olarak değerlendirilmediği, dahası marka sahibi ile Türkiye’deki tek satıcı firma arasındaki tek satıcılık sözleşmesinin, paralel ithalatı yasaklama hakkının bulunmadığının açıkça vurgulandığı, bu nedenlerle mahkemece verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş,(…)” değerlendirmelerinde bulunarak bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır.
Ayrıca paralel ithalat; marka hakkının ihlali sayılmadığı gibi Türk Ticaret Kanunu kapsamında haksız rekabet de sayılmamaktadır. Bu hususta da Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bulunmakta olup, bu husus bir başka makalemizin konusu olacaktır.
MARKA HAKKININ TÜKENMESİNİN İSTİSNASI
Marka hakkı bakımından tükenme ilkesinin uygulanmasının istisnası SMK madde 152’nin ikinci fıkrası ile düzenlenmiştir.
SMK MD. 152
Hakkın Tüketilmesi
(2) Marka sahibi, birinci fıkra hükmü kapsamına giren ürünlerin üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçlı kullanılmasını önleme hakkına sahiptir.
Marka sahibi, piyasaya sürmüş olduğu ürünlerin tekrar satışı engelleyememekle birlikte, SMK m.152/2’de düzenlenen istisnalar kapsamında markasını koruma hakkına sahiptir. Markaya ait ürünlerin “değiştirilerek veya kötüleştirilerek” kullanımının pratikteki karşılığını somutlaştırmak için güncel Yargıtay içtihatlarına bakmak gerekmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 26/02/2019 tarihli, 2017/4617 E., 2019/1562 K. sayılı kararında; “davalının www.turuncukasa.com internet sitesi üzerinden satışa sunduğu dava konusu BIODERMA markalı kozmetik ürünlerin bazılarının tespit raporuna göre son kullanma tarihleri dolmuş olmaları nedeniyle “defolu” ibaresiyle satıldığı, böylece davalının son kullanma tarihleri geçmiş ve (…) orijinal nitelikleri değişmiş, bozulmuş ve kötüleşmiş kozmetik ürünleri bu durumu bilerek satmak suretiyle davacının 193149 no’lu BIODERMA ibareli marka tescilinden kaynaklanan haklarını ihlal ettiği, dava konusu ürünlerin cilt sağlığı ile yakından ilgili türden kozmetik ürünler oluşu nedeniyle ihlalden dolayı davacı firmanın işletme imajının bu satışlar nedeniyle önemli derecede etkileneceği, satışın internet ortamında da yapılmış oluşu nedeniyle ihlalin yaygınlaştığı gerekçeleri ile(…) usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.” değerlendirmelerinde bulunmuştur. Söz konusu kararda; son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin satışı, markanın kötüleştirilmesi olarak değerlendirilmiştir.
Yine Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi 10/07/2018 tarih 2016/11969 E. 2018/5029 K. sayılı kararında: “Dava, yasal yollardan piyasaya sürülmüş olan ve davalı tarafça paralel ithalat yoluyla yurda ithal edilmiş olan ve davacıya ait ” CHIVAS REGAL” markasını taşıyan orijinal viski şişeleri üzerindeki üretim seri/parti numaralarının şişeler üzerinde kaldırılması eyleminin 556 sayılı Marka KHK’nın 13. maddesi uyarınca markanın kötüleştirilmesi niteliğinde olup olmadığı hususuna ilişkindir.
Her şeyden önce 556 KHK’nın 13. maddesi uyarınca, hukuka uygun şekilde piyasaya sürülen markalı mallar üzerinde marka sahibinin hakkı tükenmiş olup hak sahibi bu malların paralel ithalat yoluyla ülkeye sokulmasına engel olamayacaktır. Her ne kadar marka sahibi, orijinal mallar üzerindeki markanın başkalarınca değiştirilmesi ve kötüleştirilmesine karşı çıkma hakkı bulunmakta ise de somut olayda olduğu gibi, davalı yanca orijinal malların hangi dağıtım zinciri aracılığıyla dağıtıldığının tespitini önlemek ve bu suretle fiyat avantajı sağlamak için orijinal üreticiler tarafından ürün üzerine yerleştirilen seri/parti numaralarının, ürünün dış görünümüne, imaj ve prestijine zarar vermeksizin kaldırılarak, ithalat sırasında kendilerince farklı ve yeni bir seri numarası yerleştirilmesi eyleminde hukuka aykırı bir haksız rekabet veya markanın kötülenmesi söz konusu olmadığından; Mahkemece bu nitelikteki mallar yönünden davanın reddine, ancak üç adet ürün şişesi üzerinde “seri/parti numarası şişenin arkasında yazılıdır” ibaresine rağmen şişe arkasında numara bulunmayan bu ürünler yönünden, tüketiciler nezdinde markayla ilgili kuşku uyandıracak ve olumlu imajını sarsacak olması nedeniyle bu eylemin 556 sayılı KHK’nın 13/2 maddesi uyarınca markanın kötüleştirilmesi niteliğinde görülerek davanın kabulüne dair yerel mahkeme kararı yerinde olup davacının temyiz itirazları yerinde değildir.” değerlendirmelerinde bulunmuştur. Karardan anlaşıldığı üzere somut uyuşmazlıkta Yargıtay seri/pati numaralarının değişikliğinde hukuka aykırılık bulmazken; seri/pati numaralarının tamamen kaldırılmasını markanın kötüleştirilmesi olarak kabul etmiştir.
Bir başka kararında ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 14/03/2011 tarih 2009/10024 E. 2011/2630 K. sayılı kararında “Davacı vekili, müvekkilinin ‘Henkel’ firmasıyla lisans sözleşmesi imzaladığını, adı geçen firmanın ‘Loctite’ ibareli yapıştırıcı ürünün sahibi olduğunu, davalı tarafından aynı ürünün ithal edildiğini, ürün ambalajı üzerinde silinti ve kazıntı yapıldığını ileri sürerek, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespitini, menini, ürün ve ambalajlara el konulmasını, imhasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, Hindistan’dan ithal edilen ürünlerin orijinal olduğunu, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının Hindistan’dan orijinal ‘Loctite’ ibareli yapıştırıcı ürün ithal ettiği, davacının 556 KHK’nin 13/2 maddesi gereğince ürün ambalajı üzerinde silinti ve kazıntı yapılması durumunda, ürünün piyasaya sürülmesini engelleyebileceği(..)” değerlendirmelerinde bulunmuştur. Ürün, ambalaj ve marka bir bütündür.Söz konusu karardan da anlaşılacağı üzere; ambalaj değişikliği nedeniyle ürün bozulmuş olduğunda kötüleştirerek kullanım söz konusudur.
Özetle hem değiştirme hem de kötüleştirme durumunda, tüketici orijinal ürüne erişememektedir. Dolayısıyla, değiştirme ve kötüleştirme eylemleri marka hakkına tecavüz teşkil etmekte olup, hak sahibi bu tür durumların engellenmesini talep edebilir.
Av. Eylül EVREN
KAYNAKÇA: